Sanırım hayatımda hiç Maksim Gorki okumadım (buna çok acelem yok, neden emin değilim). Biraz Dostoyevski okumuştum. Epey etkilenmiş, bu hazineyi mundar etmeyeyim de bir aralıkta hakkını vererek okuyayım, demiştim. Üç dört yıl önceydi. O zamandan sonra hiç okuduğumu hatırlamıyorum. Ya Oliver Twist’i ya da Tom Sawyer’i okumuştum, çocukluğumda. Birini Mark Twain, birini Charles Dickens yazmıştı. Hangisi hangisini yazdı hatırlamıyorum. Birini okudum ve her iki yazardan da başka bir şey okumadım. Gerçi Dickens’tan Büyük Umutlar’ın ilk birkaç kısmını okumuştum. Çok etkilenmiştim ve sonrasında daha esaslı bir geri dönüş için kütüphaneye iade etmiştim. Umarım o kitabı ölmeden okuyabilirim. Dediğim gibi birkaç kısmını okumuştum. Açıkçası bu okumayı Poe ile Dickens ilişkisini öğrenmeden önce yaptığım için kendimi şanslı hissediyorum. Poe, Dickens’ı eleştiriyordu bi’ yerlerde. Acaba karşılıklı mıydı bu eleştiriler? Poe’ya yakınlık duyduğumdan Dickens’ı hemencecik kestirip atma bağnazlığını sergileyebilirdim. Sanırım birkaç göz gezdirme dışında Freud okumadım. Uygarlığın Huzursuzluğu, arada bir önerilmeye devam ediyor.
Acaba hiç Victor Hugo okudum mu? Sanmıyorum.
Agatha Christie’den bir şey okumuştum, ama kim bilir neydi; katili bile
hatırlamıyorum. Lanet olsun, Tolstoy’dan İnsan Neyle Yaşar’ı okumuştum ve
ilkokula falan gidiyordum. Üstelik bu kitap ortalıkta ‘ilkokul kitabı’ niteliğini
taşıyarak dolaşıyordu. Kitaptan hatırladığım tek şey yaşlı bir adam çıplak bir
şekilde soğukta birine mi, bir şeye mi (ne olduğunu hatırlayamıyorum), yürüyor.
Sanırım yardım etmek için yürüyordu ve elbiselerini birine vermişti. Lanet olası
manzara çocukluğumdan beri zihnimde. Yeri gelmişken bunu da sıralayayım bari:
Oliver Twist ya da Tom Sawyer’den hatırladığım tek şey de çocuğun yetiştirme
yurdu gibi bir yerde bir ara bulunduğu ve oradan bir şekilde ayrılıp bir şeyler
yaşadıktan sonra sucuk yediğiydi. Bu kadar. Gerçi sucuklar arta kalanlar olarak
sunulmuş olabilir.
Tolstoy’un öyküleri Youtube’da
bolca var. Bazı sabahlar saat beş civarlarında çalıştığım kafenin tuvaletlerini
silip, yerleri süpürürken falan dinlerdim. O sıralar edindiğim tecrübelere dayanarak
söyleyebilirim ki Tolstoy öykülerinde işin içine Tanrı’yı çok katıyor. Tolstoy ile
ilgili şunu da söyleyip konuyu kapatalım: İnsan Neyle Yaşar bir çocuk kitabı
değildir. Lanet olsun sanki bir şey daha hatırlıyorum. Sanırım kitapta insanın
ancak haysiyetiyle, ruhuyla falan yaşayabileceği vurgulanıyordu. Neyse o kadar
da önemli bir şey hatırlamamışım.
Goethe’nin yalnızca Werther’ini
okudum. Gerçi popüler kültür Goethe’yi Werther ve Faust’a indirgiyor. Yani yarı
yarıya halletmiş gibiyim. Platon’un Şölen’ini ve kimi başka diyaloglarını
okumadım. Üzgünüm. Yavaş yavaş utanmaya başladım. Toplum, toplum olarak utangaçları
sever, tek tek insanlar ise utanmazları izlemekten genellikle zevk alır. Utancımı
bir süreliğine rafa kaldırıyorum. Nietzsche’nin Zerdüşt’ünü yarıya kadar
okuyamamışımdır. Lanet olsun kendinize gelin. Tamam, belki kötü bir çeviriden okudum
diye, ama lanet olsun; hayatının büyük bir bölümünü boşa geçirdiğini anlayıp,
mağarasından kelime oyunları yapma alışkanlığı ile dışarı çıkan bir ihtiyarı
okumaya devam etme fikri, o kadar da çekici gelmemişti. Tabi Nietzsche’ye
saygım var olmaya devam ediyor. O, ‘anlamın doğal olarak var olmadığı’
farkındalığını ilk taşıyanlardandı.
Descartes’in herhangi bir
kitabını bitirmedim. Spinoza’nın da öyle. Ulan Machiavelli’den Prens bile eksik
kaldı -ki kimi şeyler çağrıştırması bakımından eğlenceli kitaptır.
Gerçi bir düşünce kitabının tamamının
aynı hassasiyetle okunmaması gibi bir alışkanlık-ahlak vardır. Tabi tez falan
yazmıyorsanız. Bu önemli bir koşul.
Edebiyata dönelim. Bir roman veya
öyküyü okuduğunu söylemek, genellikle metnin tamamının okunduğuna işaret eder. Tabi
aynı hassasiyet sürekli taşınmamış olabilir.
Sapiens’i, Tüfek Mikrop Çelik’i,
Ay’a Yolculuk’u, Bunaltı’yı, Vadideki Zambak’ı, Germinal’i, Kırmızı ve Siyah’ı,
Saatleri Ayarlama Enstitüsü’nü, birçok türk edebiyatını… ve işte falanı filanı
okumadım.
Hayatımı tamamladığımda, bu
metinde ismi geçen her kitabı okumuş olamayabilirim. Bu arada bu metnin bir ana konusu falan yok. Yalnızca öylesine bir bahis. Teşekkürler.
Yorumlar
Yorum Gönder